visual story generating with Freemind

a bunch of recent works

Here are some recent works for class projects and so forth.

Illustrations and project proposal design for Motion Graphics. Title Sequence design  for 30 Days of Night movie.

Did a solar eclipse imagery for a science conferance, Eclipsing Expectations. Its cool to do some space art again:) (Ignore the Istanbul silouhette below)

This one is for Yunsa Poster Design Contest

3d flower design for CS450 class (Original design belogns to german biologist Ernst Haeckel)

I would like to out some new musical compostions for sound project class but I still couldnt find a way to upload them to the blog.

See u.

non-lineer visual story telling

Guidebook when using Freemind  (for dummies)

1. Find similarities and oppositions between different stories. Use graphical link to emphasis them. For example; red links for opposition, green links for similarities.

2. Use small thumbnails as possible for the  images.

3. A story can be branched in itself. This means there can be many variations of one story, they can end up with the same final image or with different final images for each variation.

4.Find a way to embed video and audio in freemind.

5. It would be great to have a feature such as “pre-defined paths” in order to follow different story flows easily.

6. It would be great if you could upload an uneditable version of the project on the net.

7. Use image randomizers from sites like sxc.hu/flickr to enable happy accidents in your stories.

8. Never forget these rules while working on a new story!

9. Always update this post when you have a brillant new rule.

çok kişiliklilik

Tezimin konumun çok çok ucundan yakalandığını hissetmekle birlikte, yaptıgım farklı medya ve tarzlardaki işlerin nasıl olupta bir bütün içinde yer bulabileceği sorusu daha da önem kazandı. Aklıma ilk parlayan fikir, Patrick Suskind ‘ın Koku romanındaki Grenouille karakterinin hayalinde oluşturduğu koku kütüphanesinden yola çıkmak oldu. Karakter kafasında yarattığı koku kombinasyonlarını gene hayalinde yarattığı bir çeşit kütüphaneye istifliyor ve sonra saatlerini bu kutuphanede istediği şişeden istediği kokuyu seçerek haz içinde geçiriyor. Ilk düşüncem farklı tarzlardaki işlerimi - çünkü düşününce çıkış noktaları bende yarattıkları hissiyatlardı - bu mantıkta bir duygu kütüphanesiyle betimleyebileceğimdi. Adının “duygu” kütüphanesi olması rahatsız ediyordu, çünkü bunun daha farklı birşey oldugunu ama bir türlü adını koyamadıgım için şimdilik böyle dediğimi biliyordum.

Daha sonra Elif hocanın “multiple personna” konusundan ve – kısaca özetleyim- farklı tarzdaki işlerini nasıl farklı kişilikler altında sunduğundan bahsettiğinde, daha önce kendimle hiç bağdaştırmadıgım bu konunun -nedenide  bu kavramı gayet yuzeysel bır sekılde sadece bir tür zihinsel hastalık olarak algılayıp geçmemdendır- aslında farkında olmadan benim de aradıgım bir çözum oldugunu duşundum.

Yaptıgımız farklı konu/tarz/atmosfer/hissiyattaki işler gerçekten de kişiliğimizi oluşturan alt kişiliklerden mi doğuyor, bu soruya cevap veremesem de bu fikir en başta sordugum sorunun cevabını buyuk ölçüde yanıtlanıyor. Fakat hala birşeylerin eksik oldugunu, daha da şekillenip berraklaşması gerektıgını hissediyorum. Bu da ?duygu? kutuphanesi gibi bir sınıflandırmayla çok kişiliklilik konusunun bir şekilde kesişmesinden geçiyor diye seziyorum. Eğer tezimde bir hikaye betimleyeceksem, ana karakterin iç dünyası bu şekilde çok yönlü olmalı. Nasıl ki bazılarımız dinleyeceği muziği ruh haline göre seçmeye dikkat eder ve arşivini buna göre düzenler, benzer bir mantık karakterimin hayal dünyasında var olabilir. Bu konuda ilk aklıma gelen referanslar “The Cell” filmindeki katilin iç dünyasının muhteşem betimlemesi ve “Dreamcatcher” filmindeki zihin kütüphanesi betimlemesidir.

eskileri deşmek.. devam

Peki neden bir başkasını mutlu etmek? Kendimi bir kurtarıcı gibi karşılıksız şekilde insanları mutlu etmeye çalıştığımı hayal edecek kadar naif  görmekten tiksinirdim. Çünkü asıl gerçeğin, beğenildiğimizi ve sevildiğimizi hissettiren aitlik duygusunda yattığına inanıyorum. Zaman zaman sosyal varlığımla insanların arasına karışabildiğim yalanını kaldıramıyorum ve onca bahsedilen sevgi ve bağlının sahte olduğunu haykırmak istiyorum. Fakat bu sevgi gerçekten  sahte mi, yoksa içimdeki kızgınlık ve kıskançlık çok az tadabildiğim bu duygunun sahte olduğunu mu fısıldıyor.

Bu noktada insanlara olan kızgınlığım, iyi şeylere olan umudumla çatışmaya başlıyor.

Bir yanım insanları baştan çıkarıp hissettikleri hayranlık duygusunun hayatlarındaki sevgi kadar sahte olduğunu yüzlerine vurmaktan haz alacak kadar nefret dolu. Fakat diğer yanım insanların gerçekten birkaç saniyeliğine de olsa bu mutlugu hissedip birbirlerine başka gözle bakabileceğini, bakış açılarını değiştirip hayata gülümsemelerini sağlayabileceğimi umut ediyor. Ama bunu gene onlar için mi yoksa kendimi tatmin etmek için mi yaptıgımı söyleyemiyorum.

Belkide tüm bunların temeli hepimizin içindeki iyi/kötü çatışmasından kaynaklanıyor. Söyleyemeye cesaret edemedigim gercekleri. haykırıp hıncımı almak mı, yoksa beni oldugum gibi sevmelerini umut etmek mi..

eskileri deşmek

cennet şehir.2006 yılında yaptığım dijital resim.O zaman bana ne anlam ifade ettiğini cümlelere dökmeye cesaret edememiştim, merak ediyorum şimdi cesaret edebilsem de doğru kelimeleri bulabilecek miyim.

Burası evrenin çok çok uzaklarında bir yer. Korkularımdan, üzüntülerimden, endişelerimden uzaklaşabildiğim; mutlu ve huzurlu olmayı başarabildiğim, kafamın içinde yarattığım bir odacık.

Bir şekilde milyonlarca yıl yaşındaki bir yıldızın ölümünün oluşturduğu bir bulutsunun bende hayranlık uyandıran güzelliği, gözlerimi açınca akışına tekrar kapılacağım koşuşturmaya, yaşayacağım üzüntülere, göreceğim ve yapacağım çirkinliklere çok çok uzaklardan bakabilmemi ve gülümseyebilmemi sağlıyor. Varoluşumun ve beraberinde beni mutsuz eden herşeyin ne kadar silik ve geçici olduğunu birkaç saniyeliğine olsa da kavrayabiliyorum. Belkide 25 küsür yıllık hayatımdaki mutsuzluğun toplamının milyarlarca yıllık bir varoluşun içinde usulca eriyip kayboluşunu izlemek bana huzur veriyor. Ne ben ne de dertlerim sandığım kadar önemli, ben de bir gün bu toz parçacıkları gibi evrene süzülücem ve umarım birgün bir başkası benim bulutsumu görüp birkaç saniyeliğine de olsa mutlu hissedecek.

Peki kafamdaki bu görüntüleri somutlaştırmayı başarabilirsem, ucundan tadabildiğim bu kavrayışı tüm hayatıma katıp her daim bu huzuru hissedebilir miyim? Eğer ben yaptığım şeye baktığımda aynı şeyleri hissedemiyorsam, bir başkasına nasıl hissettirebilirim ? Bu, o güzelliği ne kadar doğru aktarabildiğime mi bağlı? Yoksa bu yüzden mi hep daha güzelini yapmanın yollarını arıyorum?

my project

Today during my masters class I was asked to identify what I wanted that my master thesis is all about. I told the group “Foundation” series of Isaac Asimov and the character called “Mule”. From this, they helped me to realize that my biggest interest in creativity has to do with the story “Orpheus” who made music so beautiful that everybody loved him.

So I will be creating a complex visual audio narrative (also with video) that tells the story of creativity and the wish for others to love us.

I will continue to write here to tell you all the things that Im doing to bring about the story..

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.